26 Kasım 2016 Cumartesi

BAY VE BAYAN KIL

Bay ve Bayan Kıl, okuduğum ikinci Roald Dahl kitabı. Eğlenceli çizimleri ile bol maymunlu, kıkırdamalı, masal tadında bir öykü.


Bay ve Bayan Kıl yüzleri kıllarla kaplı ideal bir çifttir çünkü ikisi de iğrençtir! Hiç yıkanmazlar ve çok pasaklılardır. Ama onları asıl iğrenç yapan kalplerinin kötü oluşudur. Birbirlerine çok kötü şakalar yaparlar: Bayan Kıl, Bay Kıl'ı korkutmak için cam gözünü bardağının içine atar, ona solucanlı makarna yedirir. Bay Kıl ise buna, yatağın içine bir kurbağa koyarak ve onu balonlarla gökyüzüne uçurarak karşılık verir. Kuş böreği yapmak için kuşları avlarlar ve çocuklardan nefret ederler. Bahçelerinde büyük bir kafes ve bu kafeste yaşayan maymunlar vardır: Şaklabani Maymunlar, anne, baba ve iki küçük yavru. Bu maymunlar Bay Kıl'ındır. Çünkü Bay Kıl'ın en büyük hayali, dünyanın ilk büyük "Baş Aşağı Maymunlar Sirki"ni kurmaktır. Bunun için Bay Kıl, maymunlara türlü eziyetler yapar. Kitabın sonunda Tombilik Kuş'un yardımıyla, Şaklabani Maymunlar Bay Kıl'a kötü bir sürpriz hazırlarlar. 

Masalın Şifreleri eğitiminde, eğitmenimiz şöyle demişti: "Masallar hep mutlu sonla bitmez, ama hep adil biter." Sanırım bu yüzden bu kitap benim için masal tadında bir kitaptı. Ve yine bu yüzden çocuklara sık sık masal anlatılmalı.

Bay ve Bayan Kıl,güzel ve çirkin kavramına vurgu yapan, muzip, hınzır ve eğlenceli bir kitap.

Kitaptan bir alıntıyla yazımı sonlandırıyorum:

"İnsanın düşünceleri çirkinse, zamanla yüzüne vurmaya başlar. Bu insan her gün, her hafta, her yıl çirkin şeyler düşünürse, yüzü gittikçe çirkinleşir ve sonunda bakılmayacak hale gelir.
İyi düşünceleri olan bir insan asla çirkin olamaz. Burnunuz yumru yumru, ağzınız eğri büğrü de olsa, çift çeneli ve dişlek de olsanız, düşünceleriniz iyiyse yüzünüzden güneş ışını gibi fışkırır bu düşünceler, her zaman çok hoş görünürsünüz."


17 Kasım 2016 Perşembe

YARATIK ÖĞRETMEN

Düşünmeye bolca vakit bulduğum bugünlerde okulun amacını sorgular oldum. Okul neden var? Kazandırdığımız becerilerin –bilgi demiyorum- ne kadarı çocuklar için yararlı ya da anlamlı karar veremiyorum. Bazen sadece yetişkinlerin ihtiyacı olduğu için ortaya çıktığını düşünüyorum. Günün çoğunda “Dur!”, “Sus!”, “Dinle!”, “Koşma!” diyen meslektaşlarımın sesi ile “Öğretmenim o beni düşürdü!”, “Arkadaşım silgimi izinsiz aldı!” diyen çocukların cümlelerini duyuyorum.  Kuralların hepimiz için gerekli olduğunu biliyorum elbette. Kurallar, çocukları sevdiğimiz ve korumak istediğimiz için var. Ama kuralların birçoğu onlar için o kadar anlamsız ki! Çocukları “koşma”, “oynama”  gibi kurallarla boğmak hem anlamsız hem de onların problem çözme becerilerini geliştirmeye engel. Çünkü çocukların gözünde kuralları koyan sorunu da çözer, çözmeli! Öğrenci hata yapar, yanlış davranır ama öğretmen ASLA. Okulda öğretmenine, evde anne babasına bağımlı çocukların büyüdüklerinde birey olabildiklerine dair inancım epey zayıf. İnisiyatif kullanma, risk alma, sorun çözme becerileri hayatımızın tüm aşamalarında işimize yarayacak önemli beceriler halbuki.


Bana bunları düşündüren bir çocuk kitabı oldu aslında. Kitabın adı Yaratık Öğretmen.  Yazarı  Sam Watkins. Kitabın kapağında şu cümle var: Sınıfta kontrolden çıkan bir şey var… Ama bu kez öğrenciler değil! Yaratık öğretmen o bilindik öğretmen algısını irdeliyor. Sınıfı kontrol eden öğretmen değil ama öğretmeni kontrol eden ve onu okul müdiresinden korumaya çalışan öğrenciler.  

Kurallarla dolu bir okula yeni başlayan bir öğrenci (Jack) ve öğretmenin (Bay Hyde) tanışması ile başlıyor hikaye. Okulun kusursuz kurallarını koyan kuruculara bağlılıklarını göstermek için Kurucular Günü düzenliyorlar. Buna karşın okulun yeni öğretmeni Bay Hyde çok eğlenceli. Dersin ortasında "zumba zamanı" diye dans etmeye başlıyor, sınıfı güneş sistemine çeviriyor, öğrencilerin Kurucular Günü'nde sunmaları gereken okul kurallarını eğlenceli bir biçime çeviriyor. Ama Bay Hyde'ın minik bir sorunu var sinirlendiğinde, üzüldüğünde ya da sevindiğinde kural tanımayan yaramaz bir yaratığa dönüşüyor. Kitabın devamı bir yandan yaratığa dönüşen öğretmenlerini yetişkinlerden ve özellikle okul müdiresinden korumaya çalışan bir yandan da Kurucular Günü'ne hazırlanan öğrencilerin maceraları anlatılıyor.

Kitaptaki bölümlerin başında değiştirilen kurallara yer verilmiş. Eğlendiren ve düşündüren kurallardan bazıları Şunlar:


Okul kurallarını ve mükemmel öğretmen algısını eleştiren kitabı okumanızı öneririm. Ben şimdi bu kitabın devamı niteliğinde olan “Yaratık Öğretmen Çıldırdı”yı okuyorum. Yeni yorumda görüşmek üzere!

9 Kasım 2016 Çarşamba

MASALIN ŞİFRELERİ-1

Masallarla aramda mesafeli bir ilişki vardı. Melek Özlem Sezer’in “Masallar ve Toplumsal Cinsiyet” kitabını okuduktan sonra masallara daha da ön yargıyla yaklaşmaya başlamıştım. Kitap, masallardaki “kadın” algısına vurgu yapıyor, güzellik kavramı, prenseslerin hayatının yakışıklı prenslere bağlı olması, ölü bir prensesi öpen prensler, yamyamlık gibi konuları yanlı bir bakış açısı ile irdeliyordu. Aynı dönemde katıldığım STEM Eğitiminde Cinsiyet Eşitsizliği (STING) konulu çalıştay da tuzu biberi oldu, masallar; tepki duyduğum ve çocuklar için tehlikeli olduğunu düşündüğüm bir edebi türe dönüşüverdi.

Geçen yıl görev yaptığım okulda çalışan bir arkadaşımdan SEİBA Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi diye bir merkez olduğunu ve bu merkezin çeşitli eğitimler verdiğini duyduğumda hem şaşırmıştım hem de biraz küçümsemiştim. Masalların nesi vardı ki bu kadar değerli olan? Ama merak ettiğim için 24-25 Eylül 2016 tarihlerinde Ankara’da “Masalın Şifreleri ” eğitimi verileceğini duyduğumda katılmaya karar verdim.  Masalın şifreleri üç aşaması olan bir atölye çalışması. Benim katıldığım ve izlenimlerimi aktaracağım “Masalın Şifreleri-1” bu çalışmanın ilk aşamasıydı.

Eğitmenimiz Tuvana Gülcan’dı. Tuvana Hoca atölyenin ilk on dakikasında kendisini ve hukuk eğitimi sırasında yolunun masallarla nasıl kesiştiğini anlattı. Bu on dakika kendisine hayranlık duymama ve anlattıklarını can kulağıyla dinlememe yetti.
Aldığım eğitim benim masallara karşı tutumumu oldukça değiştirdi.  Masallardaki kötü cadılar, kurtlar, çaresiz/güzel prensesler, yakışıklı/cesur prensler, üvey anneler yokmuş meğer. Her masal aslında bir bireyin yolcuğunu anlatıyormuş. Prens de bizmişiz, prenses de;  üvey anne de bizmişiz; ormandaki hain kurt da…

Benim ön yargılarımın temeli Walt Disney’in hayatımıza girmesiyle atılmış; çünkü masallar ve karakterler o zaman bozulmaya başlamış, vurgular değişmiş.  Tuvana hoca masalların ilk kez kayda geçirildiklerindeki özgün halleri arka arkaya okumamız gerektiğini vurguladı atölye boyunca.  Ve biz en iyi bildiğimizi düşündüğümüz masalların bu hallerini okuduk. Okuduğum masallar beni şaşırttı. Bizim bildiğimiz halleri ne kadar “eksik”miş meğer.

Masallardaki şifreleri çözmek ve simgelerin karşılıklarını bilmek ilgi çekici bir konu bence. Özellikle çocuklarla çalışıyorsanız ya da anne-baba iseniz oldukça da önemli. Hangi masalın ne zaman, hangi yaş grubundaki çocuklarla paylaşılması gerektiğine, masalın hangi bölümlerine vurgu yapılacağına karar verebilmek için gerekli olduğunu düşünüyorum.  Ben aldığım eğitimle bu konulara cevap bulmaya başladım.

Çözümlemeler sırasında bir çok şaşırtıcı bilgiyle karşılaştım. Bazen kafam da karıştı. Ama daha fazla okuma ve düşünme isteği uyandırdı bende…

Eğitimden iki örnekle sonlandırıyorum yazımı.

Birincisi “Kurt ve Yedi Keçi Yavrusu” masalından… Yedi keçi yavrusundan kurtulan sadece duvar saatine saklanan minik keçi… Bu masalı anlatırken şöyle dedi eğitmenimiz: “KALBİNE SIĞINAN KURTULUR!”

İkincisi “Kırmızı Başlıklı Kız” masalından… Masaldaki avcı sezgisel aklı simgeliyormuş.  Eğitmenimiz şunu ekledi: “Geçmişte avcı olabilmek için gereken özellikleri taşıyan insanlara şimdi atipik otizm teşhisi konuyor.” Farklı zamanlarda farklı durumlara nasıl da farklı yaklaşıyoruz.  

Keyifli okumalar...




8 Kasım 2016 Salı

KUMKURDU

Hayatta karşımıza çıkan insanların ya da başımıza gelen şeylerin tesadüf olmadığına inanırım... Hayatımıza girenler, yaşadıklarımız bizi zenginleştirir, değiştirir.  Tıpkı yaklaşık bir sene önce hayatıma giren bir arkadaşımın bana çocuk kitaplarını fark ettirmesi gibi... 


Çocuklar için yazılan kitapların bir çoğu öyle derin ki! Üzerine günlerce düşünülebilir bence. Beni en çok etkileyen kitaplardan biri olan "Kumkurdu" ile başlamak istedim yazılarıma. Yaklaşık dört sene önce çocuklar ile felsefe çalışırken girmişti hayatıma. Ele aldığı kavramlar, dili ile kütüphanenin demirbaşlarından biri oluvermişti. Geçtiğimiz günlerde tekrar okudum. Küçük bir kız çocuğunun gözünden yetişkinlerin ve yaşamın sorgulandığı kitapta Zackarina ve onun hayali arkadaşı Kumkurdu’nun maceraları anlatılmaktadır. Kumkurdu, Daha Fazla Kumkurdu, Daha da Fazla Kumkurdu olmak üzere üç ayrı ciltten oluşan bu seri Kumkurdu adı altında üç cilt birleştirilerek de sunulmuştur. Kitap kırk beş küçük hikayeden oluşmaktadır. Kitapta, dil, anlaşma,  adalet, adil, hak, haksızlık, sorumluluk, kurallar, gerçek, yalan, büyümek gibi kavramlar tartışılmaktadır. İster tek başınıza, isterseniz çocuklarla bu kavramları sorgulayabilir, üzerine uzun uzun düşünebilirsiniz. 

Kitaptan iki alıntıyla yazım sonlandırırken keyifli okumalar dilerim. 


""Evren her şeydir," dedi Kumkurdu. "Var olan her şey!" Burada ve şimdi, o zaman ve orada. Aydınlık ve karanlık, galaksiler ve yıldızlar, gezegenler, kuyruklu yıldızlar, trampetler ve kartallar ve ayılar ve bazen bir pantolonun cebinde duran tozlu, kırmızı şekerlemeler."
"Benim biraz önce yuttuğumdan mı?" diye sordu Zackarina. "O da mı evrenin bir parçasıydı?"
"Elbette!" dedi Kumkurdu. "O da evrenin bir parçasıydı. Sen de Zackarina, sen de evrenin bir parçasısın.""

""Birinin dost mu düşman mı olduğu nasıl anlaşılır?" diye sordu Zackarina. 

"Şey, yemek gibi," dedi Kumkurdu. "Tadına bakmak gerekir."
"Olmaz ki," dedi Zackarina. "İnsanların tadına bakılmaz ki."
"Öyle ama gözlerinin içine bakabilirsin," dedi Kumkurdu. "O zaman her şey anlaşılır.""