9 Kasım 2016 Çarşamba

MASALIN ŞİFRELERİ-1

Masallarla aramda mesafeli bir ilişki vardı. Melek Özlem Sezer’in “Masallar ve Toplumsal Cinsiyet” kitabını okuduktan sonra masallara daha da ön yargıyla yaklaşmaya başlamıştım. Kitap, masallardaki “kadın” algısına vurgu yapıyor, güzellik kavramı, prenseslerin hayatının yakışıklı prenslere bağlı olması, ölü bir prensesi öpen prensler, yamyamlık gibi konuları yanlı bir bakış açısı ile irdeliyordu. Aynı dönemde katıldığım STEM Eğitiminde Cinsiyet Eşitsizliği (STING) konulu çalıştay da tuzu biberi oldu, masallar; tepki duyduğum ve çocuklar için tehlikeli olduğunu düşündüğüm bir edebi türe dönüşüverdi.

Geçen yıl görev yaptığım okulda çalışan bir arkadaşımdan SEİBA Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi diye bir merkez olduğunu ve bu merkezin çeşitli eğitimler verdiğini duyduğumda hem şaşırmıştım hem de biraz küçümsemiştim. Masalların nesi vardı ki bu kadar değerli olan? Ama merak ettiğim için 24-25 Eylül 2016 tarihlerinde Ankara’da “Masalın Şifreleri ” eğitimi verileceğini duyduğumda katılmaya karar verdim.  Masalın şifreleri üç aşaması olan bir atölye çalışması. Benim katıldığım ve izlenimlerimi aktaracağım “Masalın Şifreleri-1” bu çalışmanın ilk aşamasıydı.

Eğitmenimiz Tuvana Gülcan’dı. Tuvana Hoca atölyenin ilk on dakikasında kendisini ve hukuk eğitimi sırasında yolunun masallarla nasıl kesiştiğini anlattı. Bu on dakika kendisine hayranlık duymama ve anlattıklarını can kulağıyla dinlememe yetti.
Aldığım eğitim benim masallara karşı tutumumu oldukça değiştirdi.  Masallardaki kötü cadılar, kurtlar, çaresiz/güzel prensesler, yakışıklı/cesur prensler, üvey anneler yokmuş meğer. Her masal aslında bir bireyin yolcuğunu anlatıyormuş. Prens de bizmişiz, prenses de;  üvey anne de bizmişiz; ormandaki hain kurt da…

Benim ön yargılarımın temeli Walt Disney’in hayatımıza girmesiyle atılmış; çünkü masallar ve karakterler o zaman bozulmaya başlamış, vurgular değişmiş.  Tuvana hoca masalların ilk kez kayda geçirildiklerindeki özgün halleri arka arkaya okumamız gerektiğini vurguladı atölye boyunca.  Ve biz en iyi bildiğimizi düşündüğümüz masalların bu hallerini okuduk. Okuduğum masallar beni şaşırttı. Bizim bildiğimiz halleri ne kadar “eksik”miş meğer.

Masallardaki şifreleri çözmek ve simgelerin karşılıklarını bilmek ilgi çekici bir konu bence. Özellikle çocuklarla çalışıyorsanız ya da anne-baba iseniz oldukça da önemli. Hangi masalın ne zaman, hangi yaş grubundaki çocuklarla paylaşılması gerektiğine, masalın hangi bölümlerine vurgu yapılacağına karar verebilmek için gerekli olduğunu düşünüyorum.  Ben aldığım eğitimle bu konulara cevap bulmaya başladım.

Çözümlemeler sırasında bir çok şaşırtıcı bilgiyle karşılaştım. Bazen kafam da karıştı. Ama daha fazla okuma ve düşünme isteği uyandırdı bende…

Eğitimden iki örnekle sonlandırıyorum yazımı.

Birincisi “Kurt ve Yedi Keçi Yavrusu” masalından… Yedi keçi yavrusundan kurtulan sadece duvar saatine saklanan minik keçi… Bu masalı anlatırken şöyle dedi eğitmenimiz: “KALBİNE SIĞINAN KURTULUR!”

İkincisi “Kırmızı Başlıklı Kız” masalından… Masaldaki avcı sezgisel aklı simgeliyormuş.  Eğitmenimiz şunu ekledi: “Geçmişte avcı olabilmek için gereken özellikleri taşıyan insanlara şimdi atipik otizm teşhisi konuyor.” Farklı zamanlarda farklı durumlara nasıl da farklı yaklaşıyoruz.  

Keyifli okumalar...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder