16 Ocak 2017 Pazartesi

BİR ÇOCUK NE İŞE YARAR?

Geçen yazıda Rose’dan bahsetmiştim. Kitabın çevirmeni Masalın Şifreleri’nin eğitmeni Tuvana Gülcan’dı. Masalın Şifreleri-2 eğitiminde Tuvana Hoca’yı çeviri için tebrik etmiştim. O da bana yazarın başka bir kitabını daha okumamı tavsiye etmişti. Kitabın adı “Çocuk”.

 

Doğayı, yeşili herkes sever diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kitabın minik kahramanı Leonard’ın  “Ben doğadan hoşlanmıyorum, doğa çirkin, yeşil ve sıkıcı!” cümlesiyle başlıyor kitap.

Anne ve babasının, doğada ne bulduklarını, çevreye hayran hayran bakmak dışında yapacak hiçbir şey olmamasına rağmen onu neden sevdiklerini anlamıyor. Leonard, yeşil düşkünü ya da onun tabiriyle mağara adamları gibi ateşin başında çay içip, ağaçların altında uyumaktan, doğada yürüyüş yapmaktan hoşlanan ailesinin aksine, kaldırımlarda yürümekten, bankların üzerinde zıplamaktan, sinemaya gitmekten ve güvercinleri kovalamaktan hoşlanıyor.

Leonard’ın doğadan hiç hoşlanmaması yetmezmiş gibi zaman zaman ailesiyle keçiyollarında yürüyüş yapıyor. Şehrin hareketli sokakları yerine, çevresinde dükkânlar dizili olmayan, ortasında otlar biten, kaşıntıya yol açan ısırgan otlarıyla çevrili bir sokakta bilek burkan taşlar arasında dolaşırken Leonard’ın düşündüğü tek şey var; sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı! Leonard’da bizim gibi aslında yapmaktan hoşlanmadığı şeyleri yaparken mutsuz oluyor.

Bu gezilerden birinde, bir koyunla karşılaşıyor Leonard. Daha önce hiç küçük bir çocukla karşılaşmamış olan koyun, ne tip bir canlı olduğunu anlayamadığı Leonard’a hangi hayvan olduğunu soruyor. “Ben hayvan değilim. Ben Leonard’ım,” diyor kahramanımız. Ancak bir eşini daha görmediği bu tuhaf yaratığın verdiği cevap koyunu pek tatmin etmemiş olacak ki, Leonard’ın ne işe yaradığını sorgulamaya başlıyor. Öyle ya, doğada her canlı bir işe yarar, peki ama bir çocuk ne işe yarar?

Kitabın en can alıcı kısmı da bu soruyla karşılaşma anı. Cevap vermeden önce ne işe yaradığı konusunda epey kafa yoruyor Leonard. Kendisini bir tost makinesi, şişe açacağı ve dikiş makinesiyle karşılaştırıyor ve nihayetinde bir karara varıyor: “Sanırım hiçbir işe yaramıyorum!”

Verdiği cevap karşısında koyun o kadar eğleniyor, o kadar gülüyor ki, gürültüleri duyan inek ve tavuk da yanlarında bitiveriyor. Kahramanımızın maruz kaldığı sinir bozucu sorulara bir de onlarınkiler ekleniyor.

Anneme düdük makarnadan kolyeler yapar, babamın yanağına öpücük kondururum.” diyor Leonard. Hayvanlar burun kıvırıyor, alay ediyor. Koyun yününü, inek sütünü, tavuk yumurtalarını methediyor. Başkalarıyla kıyaslanmak, karşılaştırılmak kimin hoşuna gider; kimsenin. İçinde bulunduğu durum yüzünden iyice tepesi atan Leonard hararetle, bir sürü şey bildiğini, ileride meslek sahibi bir insan olacağını, matematik bilgisini anlatmaya çalışıyor ama bunların ne tavuk, ne inek ne de koyun için bir değeri varmış gibi görünüyor.

Tüm bunların üstüne, üç kafadarın küçük çocuğu yanına sürükledikleri kurt bile, hormonlu tavuk ve egzoz koktuğu gerekçesiyle şehir çocuğu Leonard’ı yemeyi reddediyor.  Leonard’da şehirli bir çocuk olduğu için köpek olsa korkacağını ama kurttan korkmadığını söyleyerek hayvanları şaşırtıyor. Artık hiçbir işe yaramadığına iyice emin olan kahramanımız, hayvanlara olan kırgınlığından, işe yaramaz bir canlı olduğunu düşünmekten dolayı gözyaşlarına boğularak ormanın derinliklerine dalıyor. Belki de en iyisi yabani bir çocuk olup, meşe palamudu yiyerek yaşamaktır, diye düşünürken kendisini anne ve babasının gövdesine yaslanmış uyuyakaldıkları ağacın altında buluyor.

Evlerine, hayatlarına geri dönüyorlar ama Leonard’ın aklında hep bir şüphe, hep bir endişe; bir gün hiçbir işe yaramadığı ortaya çıkacak ve çöplerle birlikte dışarıyı boylayacak. “Bir çocuk ne işe yarar?” sorusu kafasının içinde o kadar çok dönüp duruyor ki, en sonunda anne ve babasına patlayıveriyor.

Anne ve babasının ne cevap verdiğini öğrenmek içinse kitabı okumanız gerekiyor.



1 Ocak 2017 Pazar

ANNE BABA KUMANDASI

Bir tane bile ağaç kesilmeden üretilen bir kitap okudunuz mu hiç?  Ben, %100 geri dönüşümlü kâğıda bitki özlü matbaa mürekkebi ile basılmış bir kitap okudum. Kitabın adı “Anne Baba Kumandası”. Yazarı Özlem Kalaça Yurdakul. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin ilk kitabı bu kitap. İlkeli duruşlarından taviz vermeden, çocuk haklarını merkeze alan, doğa ve hayvan haklarını savunan, her türlü şiddet ve ayrımcılığı reddeden, farkındalık ve empatiyi yaygınlaştırıcı yayınlar yapmak hedefleri. BBOM Derneği, okulları, öğretmen köyü ve yayınlarıyla çok yaşasın! Başka türlüsünün yapılabileceğini hatırlatsın hep. Umut olsun.

Çok zor şey çocuk olmak. Herkesin her durumda değişen beklentilerini anlamak ve karşılamaya çalışmak kolay iş mi? Bir yandan da birey olma savaşı vermek pek yorucu. Çok yakın iki arkadaş olan Hortum ile Kabuk’ta bu durumdan çok sıkılıyorlar, özellikle anne baba engellerini aşmak istiyorlar ve kafa kafaya veriyorlar.  İstedikleri şey, bizlerin de zaman zaman sahip olmak istediğimiz şey aslında; sesleri kısılabilen, hatta dondurulabilen anne babalara sahip olmak. Bunun için buldukları çözüm bir anne baba kumandası yapmak. Sorunu tespit etme, yaratıcı düşünme, problem çözme, materyal toplama, özgün olma gibi bilimsel bir projede olması gereken basamakları eğlenceli ve yaratıcı biçimde yerine getirmeye çalışan iki afacanın eğlenceli hikayesinin anlatıldığı kitabı çok sevdim. Bir yandan çocukların yakalanmama telaşı diğer yandan ne olup bittiğini anlayan anne babanın çaktırmama gayreti ve öz değerlendirmeleri ile bir solukta okunuveren bir kitap olmuş.

Anne babalara çocukları ile okumalarını tavsiye edebilirim. Belki kendilerine ayna tutup, çocuklarının gözünden görebilirler kendilerini. Kitabı okurken, çocuklar varsa kendilerini rahatsız eden durumları paylaşabilirler. Ya da sadece zevk alırlar, bol bol kıkırdarlar.

Alınız, okuyunuz efendim. Pişman olmazsınız.