Geçen yazıda Rose’dan bahsetmiştim. Kitabın çevirmeni
Masalın Şifreleri’nin eğitmeni Tuvana Gülcan’dı. Masalın Şifreleri-2 eğitiminde
Tuvana Hoca’yı çeviri için tebrik etmiştim. O da bana yazarın başka bir
kitabını daha okumamı tavsiye etmişti. Kitabın adı “Çocuk”.
Doğayı, yeşili herkes sever diye düşünüyorsanız
yanılıyorsunuz. Kitabın minik kahramanı Leonard’ın “Ben doğadan hoşlanmıyorum, doğa
çirkin, yeşil ve sıkıcı!” cümlesiyle başlıyor kitap.
Anne ve babasının, doğada ne bulduklarını, çevreye hayran
hayran bakmak dışında yapacak hiçbir şey olmamasına rağmen onu neden
sevdiklerini anlamıyor. Leonard, yeşil düşkünü ya da onun tabiriyle mağara
adamları gibi ateşin başında çay içip, ağaçların altında uyumaktan, doğada
yürüyüş yapmaktan hoşlanan ailesinin aksine, kaldırımlarda yürümekten,
bankların üzerinde zıplamaktan, sinemaya gitmekten ve güvercinleri kovalamaktan
hoşlanıyor.
Leonard’ın doğadan hiç hoşlanmaması yetmezmiş gibi zaman
zaman ailesiyle keçiyollarında yürüyüş yapıyor. Şehrin hareketli sokakları
yerine, çevresinde dükkânlar dizili olmayan, ortasında otlar biten, kaşıntıya
yol açan ısırgan otlarıyla çevrili bir sokakta bilek burkan taşlar arasında
dolaşırken Leonard’ın düşündüğü tek şey var; sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı! Leonard’da
bizim gibi aslında yapmaktan hoşlanmadığı şeyleri yaparken mutsuz oluyor.
Bu gezilerden birinde, bir koyunla karşılaşıyor Leonard.
Daha önce hiç küçük bir çocukla karşılaşmamış olan koyun, ne tip bir canlı
olduğunu anlayamadığı Leonard’a hangi hayvan olduğunu soruyor. “Ben hayvan
değilim. Ben Leonard’ım,” diyor kahramanımız. Ancak bir eşini daha görmediği bu
tuhaf yaratığın verdiği cevap koyunu pek tatmin etmemiş olacak ki, Leonard’ın
ne işe yaradığını sorgulamaya başlıyor. Öyle ya, doğada her canlı bir işe
yarar, peki ama bir çocuk ne işe yarar?
Kitabın en can alıcı kısmı da bu soruyla karşılaşma anı. Cevap
vermeden önce ne işe yaradığı konusunda epey kafa yoruyor Leonard. Kendisini
bir tost makinesi, şişe açacağı ve dikiş makinesiyle karşılaştırıyor ve
nihayetinde bir karara varıyor: “Sanırım hiçbir işe yaramıyorum!”
Verdiği cevap karşısında koyun o kadar eğleniyor, o kadar
gülüyor ki, gürültüleri duyan inek ve tavuk da yanlarında bitiveriyor.
Kahramanımızın maruz kaldığı sinir bozucu sorulara bir de onlarınkiler
ekleniyor.
“Anneme düdük
makarnadan kolyeler yapar, babamın yanağına öpücük kondururum.” diyor Leonard.
Hayvanlar burun kıvırıyor, alay ediyor. Koyun yününü, inek sütünü, tavuk
yumurtalarını methediyor. Başkalarıyla kıyaslanmak, karşılaştırılmak kimin
hoşuna gider; kimsenin. İçinde bulunduğu durum yüzünden iyice tepesi atan
Leonard hararetle, bir sürü şey bildiğini, ileride meslek sahibi bir insan olacağını,
matematik bilgisini anlatmaya çalışıyor ama bunların ne tavuk, ne inek ne de
koyun için bir değeri varmış gibi görünüyor.
Tüm bunların üstüne, üç kafadarın küçük çocuğu yanına
sürükledikleri kurt bile, hormonlu tavuk ve egzoz koktuğu gerekçesiyle şehir
çocuğu Leonard’ı yemeyi reddediyor. Leonard’da şehirli bir çocuk olduğu için köpek
olsa korkacağını ama kurttan korkmadığını söyleyerek hayvanları şaşırtıyor. Artık
hiçbir işe yaramadığına iyice emin olan kahramanımız, hayvanlara olan
kırgınlığından, işe yaramaz bir canlı olduğunu düşünmekten dolayı gözyaşlarına
boğularak ormanın derinliklerine dalıyor. Belki de en iyisi yabani bir çocuk
olup, meşe palamudu yiyerek yaşamaktır, diye düşünürken kendisini anne ve
babasının gövdesine yaslanmış uyuyakaldıkları ağacın altında buluyor.
Evlerine, hayatlarına geri dönüyorlar ama Leonard’ın aklında
hep bir şüphe, hep bir endişe; bir gün hiçbir işe yaramadığı ortaya çıkacak ve
çöplerle birlikte dışarıyı boylayacak. “Bir çocuk ne işe yarar?” sorusu
kafasının içinde o kadar çok dönüp duruyor ki, en sonunda anne ve babasına
patlayıveriyor.
Anne ve babasının ne cevap verdiğini öğrenmek içinse kitabı
okumanız gerekiyor.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder