Düşünsenize gülüşünüz artık size
ait değil. Her gülmeye çalıştığınızda yüzünüzdeki kaslar tuhaf biçimde
kasılıyor ve korkunç bir görüntü ortaya çıkıyor. Ve siz daha bir çocuksunuz…
Kendime koşuşturmacasız, kedili,
sakin bir pazar günü ayırdım ve okuma listemde yer alan James Krüss’ün “Satılan
Gülüş” romanını okudum bugün. Romanın
kahramanı küçük bir çocuk. Adı Timm. Timm üvey annesi, üvey kardeşi ve
babasıyla yoksul bir hayat sürmektedir. Timm’in
muhteşem bir gülüşü vardır ancak babasıyla geçirdiği zamanlar hariç
mutsuzdur, kahkahası pek duyulmaz. Başına düşen bir kereste
nedeniyle babasını kaybeder. Bundan
sonra mutlu olduğu zamanları hatırlamak için pazar günleri soluğu babasıyla gittiği hipodromda alır. Bir gün orada tanıştığı
Bay Sibli, ona tuhaf bir anlaşma önerir: Tüm bahisleri kazanması karşılığında
gülüşünü ona satması. Timm bu anlaşmayı düşünmeden kabul eder. Ancak olaylar onun
umduğu gibi gelişmez. Romanın bundan sonrası Timm’in gülüşünü geri alma
çabasını içerir. Ne mutlu ki Timm mücadelesinde yalnız değildir. Ona destek
olan en az Timm kadar sevdiğim arkadaşları vardır: Güçlü dümenci Jonny,
mücadeleci Bay Rickert, zeki ve gizemli Kreschimir.
Roman çok sürükleyici. Aynı zamanda da çok sarsıcı. Bir süredir
içinde bulunduğum durumu tokat gibi yüzüme çarptı. Ben bu sene hayatta kalabilmek
için nelerden vazgeçtim? Nasıl bir anlaşma yaptım? Enerjimi, tecrübemi,
zamanımı satmış gibi hissediyorum kendimi. “Geçecek bu günler!” diye avunmaya çalışıyorum
ama artık zorlanıyorum. Romanı okurken kendi kendime sordum durdum: “Çözüm ne?
Bu kadar gözümün önünde olan ama benim göremediğim şey ne?”.
Uzun lafın kısası gülmek özgürlüktür!
Gülemeyen insan mutlu olamaz. Gülünüz, enerjinizi ve gülüşünüzü elinizden alan
şeylerden uzak durunuz!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder