19-20 Kasım’da Türk Zekâ Vakfı ve ODTÜ Eğitim
Fakültesi tarafından düzenlenen IV. Zeka ve Yetenek Kongresi’ndeydim. “Aklını
Kullan” ve “Korkma Bitmez” sloganları ile tanıtımı yapılan kongre oldukça
ilgimi çekmişti. Önceki yıllarda yapılan kongreleri cumartesi günü çalışmam nedeniyle
kaçırmıştım. Kongre, konuşmacılar hariç, Türkiye’nin dört bir yanından gelen yaklaşık 900 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Kongre programı oldukça yoğundu. Kısa kısa bende en
çok iz bırakan konuşmacı ve sunumlara değineceğim. İlk gün her kongrede olduğu
gibi açılış konuşmaları ile başladı. Gündemden oldukça etkilenen konuşmalarda,
Emrehan Halıcı, Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü alıntıladı: “Milli Eğitimin gayesi yalnız hükumete memur yetiştirmek değildir.” Ben
de kendime soruyorum: Sahi, biz ne yapıyoruz? Ben bu rutinden çıkmak için bir şey yapıyor muyum?
İş Bankası CEO’su Adnan
Bali'nin uzun konuşmasının akılda kalan sözü ise şu oldu: “Hayat zekilerden çok disiplinlileri ödüllendirir.”
Açılış konuşmalarının hemen ardından pek kıymetli
Prof. Dr. Ziya Selçuk’un Dokuz Tip Mizaç Modelini anlattığı konuşmasını
dinledik. Kongrenin merakla beklediğim konuşmalarından biriydi. Mizaç yaklaşımı da son dönemlerde ilgimi
çeken bir konuydu, kendisinden dinlemek pek güzel oldu. Kongrede konu ile
ilgili öğretmenlere yazılmış bir kitabını alıp imzalatma ve kısacık ta olsa sohbet
etme şansım oldu.
Bu konuşmadan sonra kongrenin en keyifli sohbeti
başladı. Şahin Ekşioğlu moderatörlüğündeki Sohbetler-Deneyimler bölümünün
konukları Ümmiye Koçak ve Ahmet Mümtaz Taylan’dı. Önce Ümmiye Teyze’yi
dinledik. Şalvarıyla gelen Ümmiye Teyze, kendisine hayran bıraktı hepimizi. “Kimileri benim daha şık giyinmem
gerektiğini söylüyor, aslına bakarsanız ben kendimi böyle de çok şık buluyorum
ama insanın görünüşü değil kafasının içindekiler önemlidir.” dedi.
Hayatını kapağında anasına benzeyen bir
kadının olduğu kitabın değiştirdiğini söyledi. Çok sonra fark etmiş o kitabın
Gorki’nin Ana’sı olduğunu. Yaşadığı köye tiyatro topluluğu kurmuş. Tam bir
kitap kurdu olan Ümmiye Teyze, kitap almak için bir kitapçıya girdiğinde
şaşırıyorlarmış. “Köylü bir kadın
kitap alamaz mı, kitap okuyamaz mı?” diye
o da kendi şaşkınlığını dile getirdi.
Ümmiye Teyze’nin kadınlara tavsiyesi de oldukça açık
ve netti: “Kadınlar içeri kapanmasın, dışarı
çıksın! Uyduruk televizyon programlarını, evlilik programlarını izlemesin,
seçici olsun!”

Ümmiye Teyze alkışlarla ayrılırken Ahmet Mümtaz Taylan gelip oturdu sahneye. Katılımcılarla sohbet etmeyi tercih ettiği söyleşide sıkça kızı ile ilişkisine değindi.
“Kızımın haklı değil, mutlu
olmasını istiyorum. Ben hayatım boyunca haklı ve mutsuzdum.” sözü nasıl da doğruydu.
Öğleden sonra kongre “İyi Uygulamalar ve Projeler”
başlığı altındaki konuşmalarla devam etti. Sosyal medyada “Akademisyen Anne”
olarak bilinen Yrd. Doç. Dr. Saniye Bencik, enerjisi ve işini tutku ile yapan
insanlara özgü güveniyle keyifli bir sunum yaptı.
Bu eğlenceli sunumun ardından daha önce varlığından
haberdar olmadığım bir gerçekle yüzleştim. Cezaevlerinde anneleri ile kalmak
zorunda kalan çocuklar vardı. Bu çocuklar için kurulmuş bir okuldan bahsetti
Arzu Arslan: Adalet Anaokulu. Cezaevinde, dört duvar arasında doğmuş toprağa,
yaşama dokunmamış çocuklar için kurulmuş bir okulu ve bu okulun özverili
öğretmenlerini anlattı. Birçoğumuz “Kar yağsa da tatil olsa” derken, “Kar
tatilinde okula gitmezsek çocuklar kar göremez” diye düşünüp bin bir zorlukla
işe giden öğretmenlerin olduğu bir okulun varlığından haberdar olmak umutlanmaya yetti.
Birinci günün son konuşmacısı ise 9 Eylül
Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Burak Karabey’di. Burak Hoca, “1. sınıf öğrencilerine toplama işlemi
öğretmek için sürekli işlemlerle dolu çalışma kağıtları, ödevler vermek yerine
tek bir soru sorabilirsiniz. Örneğin toplamı 15 olan sayıları
bul!” dedi. Yıllardır ödev hazırlayan, ödev hazırlayan öğretmenlere rehberlik eden biri olarak öğrencilere verdiğimiz ama onlar için anlamsız olan ödevler geldi aklıma. Ne çok engel var aşmak zorunda olduğumuz! Veli, müfredat, öğretmenler… Ve hepsinin isteğini yerine getirmeye çalışan minicik çocuklar…
Kongrenin ikinci günü Türk Zeka Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri Dr. Şeref
Oğuz ve Prof. Dr. Ferhunde Öktem’in konuşmalarıyla başladı. Şeref Oğuz benim
için büyük çelişkiye dönen bir konuya parmak bastı. “Çoktan
seçmeli bir nesil yoktan üretemez. Çocuklar kendi seçeneklerini üretebilmeli.” Eğitimim, ölçme değerlendirme üzerine olunca
çalıştığım kurumlardaki yöneticilerin ve velilerin beklentisi çocukları TEOG’a ya da başka sınavlara hazırlamam oluyor. Sadece soru kontrol edip, seçenekleri ayarlayan, doğru
yanlış takibi yapan biri olmak hiç hoşuma gitmiyor. Gerçek yaşama dayalı durum
belirleme çalışmaları yapmak, her bireyin kendi öğrenme yolculuğuna rehberlik
etmek amacım. Ama ülke gerçeklerinde ürettiğiniz alternatifler heyecanla kabul
edilmiyor ne yazık ki. “İyi de”, “haklısınız ama”, “başarı önemli” tümceleri
birbiri ardına sıralanıveriyor çoğu kez.
Şeref Oğuz'dan sonra sıra Prof. Dr. Ferhunde Öktem'e geldi. Dedi ki:“İnsan gelişiminin dört ana dalı vardır: Bedensel, ruhsal, zihinsel ve toplumsal. Bu alanlardan birini geliştirip diğer alanları göz ardı etmek çocuğun gelişiminde büyük bir aksaklığa neden olur. Ne yazık ki biz çocuklarımızın yalnızca zihinsel gelişimine odaklanıyoruz.” O da soruların dört-beş seçenekten çıkarılması gerektiğini söyledi. Ders verdiği üniversite öğrencilerine yönelttiği bir soruya 25 kişilik sınıfta 25 farklı cevap gelebileceğini örnekledi. Dedim ki “Neden olmasın!”.
İkinci günün İyi
Uygulamalar ve Projeler bölümünde “Oyuncu Anne” olarak bilinen Şermin Çarkacı vardı. Kendi anne
babamı çok seviyorum elbette ama bir an keşke annem olsa dedim. Sonra da “Sürekli
oyun oynayabileceğim bir arkadaşım olacaksa anne olmak fena olmayabilir” diye
ekledim. Sunumu sırasında “Aklınızı çalıştırın! Anne olarak önce siz yaratıcı
düşünün!” diye bas bas bağırdı. Konuşmanın hemen
ardından imza etkinliğinde "Dedemin Bakkalı" kitabını imzalattım. Kitabı okudum
bile, belki önümüzdeki günlerde buradan yorumlarımı paylaşırım.
Öğle yemeğinden sonra “Siz hiç kuyruklu öğretmen gördünüz mü?”
diyerek pantolonunun arkasına kocaman bir kuyruk takıp sahneye çıkan, “Oyun
Savunucusu” sıfatını kendisine uygun gören Prof. Dr. Belma Tuğrul’u dinledik.
Konuşmasının sonunda kocaman kuyrukla “Peki, siz hiç rızası olan çocuk gördünüz
mü?” diyerek tek soruyla yaşadığımız -yaşamaya çalıştığımız ve giderek zorlandığımız-
ülkede olanları eleştirdi.
Ve sırada benim merakla ve heyecanla beklediğim konuşmacı
vardı: Ali Koç. Eğitimpedia ve Fide Okullarının kurucusudur kendisi. İçinde
bulunduğumuz eğitim sistemini eleştirip “Eee çok biliyorsan kendin yap”
diyenleri dinleyip açtığı bir okul Fide Okulları. Eğer bu okulu duymadıysanız
takip edin mutlaka. Güzel örneklerin varlığından haberdar olup umutlanırsınız.
Beni yakından tanıyanlar ne büyük bir hayranlıkla takip ettiğimi bilirler Fide
Okullarını.
Okulun beğendiğim, gıpta ettiğim bir çok uygulaması var. Bunlardan iki tanesi felsefe ve masal saati. Ali Koç, konuşmasında şunlara değindi:
“Çocuklar neden soru sormuyor? Yetişkinlerin cevapları çok sıkıcı da
ondan!”
“Yetişkinler, çocukların sormayacakları soruların cevaplarını
hazırlamakla meşguller. Adına da müfredat diyorlar!”
Felsefenin Milli Eğitim müfredatına girmesini istemediğini de eklemeyi
ihmal etmedi. Kurucusu olduğu okul hakkında ise “Biz işimizi kötü
yapmaya çalışıyoruz. Çünkü işini iyi yapan okul köle yetiştirir.” diyerek alkışlar eşliğinde sahneden ayrıldı.
Suç Bilimci, Prof. Dr. Sevil Atasoy ise “Polisiye ve
dedektiflik öyküleri çocukta farklı düşünme becerileri geliştirir. Bu kitaplar,
farklı senaryolar oluşturmayı öğretmenin iyi bir yoludur.” diyerek özetledi
konuşmasını.
Benim için yararlı örneklerden biri de eğitimci Alona Yıldırım’ın
konuşmasıydı. Çalıştığı okulda ana sınıfı öğrencileri ile gerçekleştirdiği düşünme rutinlerinden bahsetti. Masalların çocukların gelişimine etkisini vurguladı ve yaptığı etkinlikleri paylaştı.
Kongreden ayrılırken heybemi epey doldurduğumu fark ettim. Yapılacak
etkinlikler, okunacak kitaplar, uygulanacak iyi örnekler, araştırılacak konular
belirlendi. Önümüzdeki sene kongrede görüşme dileğiyle….



Gamzeciğim,
YanıtlaSilKatılamadığım ama aklımın kaldığı kongreyi ne de güzel özetlemişsin. Kalemine sağlık. Belki seneye notları beraber tutarız. :)